LÜKS MARKALAR’IN ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ
Son yıllarda lüks markaların tüketimi ile ilgili ne kadar çok haber çıktığının farkında mısınız? Sektör dergilerinden günlük gazetelere kadar bütün yayın organları lüks markaların tüketimi ile ilgili haberler yayınlıyorlar. Oysa eskiden ne bu kadar çok lüks marka, ne de bu kadar çok lüks marka satın almaya istekli tüketici vardı… Dilerseniz son yıllarda lüks marka tüketimi alanında yaşanan değişime şöyle bir göz atalım…
Aslında herşey 19. yüzyılın sonlarında Sanayi Devrimi sonucunda sermaye birikimi sağlayarak toplumdan farklı olmayı isteyen zengin bir burjuva sınıfının oluşması ile başladı. Daha önceleri de soylular ve saraylılar için özel olarak üretilen giysiler, mücevherler, parfümler ve aksesuarlar vardı, fakat bunlar çok küçük bir tüketici grubu oldukları için ekonomik açıdan pek fazla önem taşımıyorlardı. Zaman içersinde sadece kendisinin sahip olduğu ürünleri satın almak isteyen kişilerin sayısı hızla artmaya başladı ve “lüks ürün” ya da “lüks marka” gibi kavramlar ilk kez kullanılmaya başladı. Lüks kelimesi aslında latincedeki “ışık” ve “pırıltı” kavramlarından tüketilmiş bir sözcük. Bu arada lüks ürün kavramının yaygınlaşması ile beraber ekonomistler de bu kavram ve satınalma davranışları ile ilgili modeller üretmeye başladılar ve lüks ürün (superiores goods) kavramının karşıtı olarak da “inferior” (bayağı, ikincil) ya da “necessity” (zaruri, gerekli) ürünler kavramlarını ortaya attılar.
Lüks ürün kategorisine hangi ürünlerin girdiği farklı şekillerde tanımlansa da, genel olarak lüks markaların mücevher ve saat, parfüm, giyim ve giyim aksesuarları, özel dizayn ev eşyaları ve dekorasyonu, konaklama, seyahat ve gastronomi işletmeleri, alkollü içecekler ve tütün ürünleri kategorilerinde bulunduğu varsayılıyor. Son yıllarda cep telefonları, otomobiller ve özel uçakları da bu kategoride inceleyen araştırma ve istatistiklere de rastlanıyor.
1980’ li yıllara kadar lüks markaların tüketimi neredeyse A.B.D. ile Orta ve Batı Avrupalı seçkin bir grubun tekelindeydi. Fakat geçtiğimiz 30 yıllık dönemde büyük bir dönüşüm yaşanmaya başladı. Öncelikle lüks ürünlerin tüketimi demokratikleşmeye, daha doğrusu kitleselleşmeye başladı. Batılılar bu akıma “massification of luxury” adını verdiler. Yani lüks markaların tüketimi sadece küçük bir azınlığın değil, gittikçe artan sayıda insanın alışkanlığı haline geldi. Bu değişimde üç farklı sebep gözlemleniyordu. Bunlardan birincisi lüks markaları tüketebilecek, bunlara para harcayabilecek zenginlerin sayısında bir artış vardı. Özellikle piyasalardaki globalizasyonu yakından takip ederek büyük servetler kazanan girişimciler ve Internet ekonomisinin getirdiği olanakları kullanan görece genç işadamları bu değişimde önemli bir rol oynadılar.
HER KESEYE GÖRE ÜRÜN VAR
Lüks marka tüketimindeki ikinci önemli faktör, aslında büyük bir servete sahip olmayan ortanın üzeri sosyoekonomik gruba ait kişilerin de kendilerine sunulan kredi imkanları ile lüks ürünlere yönelmesiydi. Kredi kartlarının ve bireysel kredilerin kullanımının yaygınlaşması, hep bir üst sosyoekonomik grupta yaşamak isteyen tüketicilerin hayallerini gerçekleştirmelerine imkan sağlar hale geldi. Ve son olarak lüks markalı ürünlerin görece daha ucuz ürün gruplarına yönelmesi de lüks markalara olan talebin patlamasına yol açtı. Yani lüks moda markalarının binlerce dolarlık elbiselerini satın alamayanlar aynı markanın bir kaç yüz dolara piyasaya sürülen parfüm ya da takılarından satın alabilir hale geldiler. Genç işkadınları Hermes’ in binlerce dolarlık çantalarından alamasalar bile birkaç yüz dolarlık eşarplarından satın alarak mutlu olabiliyorlar.
Yukarıda saydığım sebepler lüks markalı ürünlerin tüketiminde son 20 yıllık dönemde % 450’ lik bir büyümeye yol açtı. Geçtiğimiz yıl itibarı ile lüks ürün tüketiminin 250 milyar €’ luk bir pazar büyüklüğüne ulaştığı tahmin ediliyor. Bu pazarın yaklaşık 1 / 3’ nü alkollü içecekler ve tütün ürünleri oluşturuyor. Bu ürünler, tüm lüks markalar arasında marketlerde satılan tek ürün grubu. Diğer bütün ürünler daha özel perakende noktalarda satışa sunuluyor. Lüks ürünleri diğer sıradan ürünlerden ayıran özelliklere baktığımızda ortak özellik olarak, lüks markaların genelde kitle üretimi şeklinde değil, daha çok atölyelerde ve el işçiliği ile üretildiğini, genellikle bir kaç nesil geriye uzanan uzun bir üretim geleneğine sahip olduklarını ve diğer ürünlerin aksine üretim süresini hızlandırmak yerine, maliyetleri arttırmak pahasına uzun süreçlerin tercih edildiğini gözlemliyoruz. Ayrıca lüks ürünler dönemsel fiyat indirimi gibi promosyon aktivitelerine başvurmuyorlar, sadece sınırlı sayıda satış noktasında satışa sunuluyorlar ve ürünle beraber çok yoğun bir hizmet sunulmasına dikkat ediyorlar.
INTERNETDEN ANONİM ALIŞVERİŞ
Lüks markalarla ilgili son yıllarda yaşanan bir diğer değişim de pazarlardaki farklılaşma… Özellikle 2001 ve 2009 yıllarındaki ekonomik krizlerden ağır yaralar alan A.B.D. ve Avrupa ülkelerindeki tüketicilerin lüks markalara olan ilgisi azalırken, petrol fiyatları ile coşan Ortadoğulu tüketiciler, Rusya’ daki değişimi servetlerine yansıtabilen Oligarklar ve Uzakdoğu’ nun dünya ekonomisine hükmetmesine yolaçan Çinli ve Hintli girişimciler son yıllarda lüks markaları üreten şirketlerin gözbebeği haline geldiler.
Tabii bir de lüks ürünlerin son yıllarda gittikçe artan oranda Internet kanalını kullanmalarını ve sosyal sorumluluk projelerine kaynak ayırdıklarını da belirtmemiz gerekiyor. Lüks markaları Internet ortamında ya da kişiye özel sunumlarla perakende noktaların haricindeki mekanlarda satın almayı isteyenlerin amacı, bu ürünleri satın aldıklarının başkaları tarafından bilinmesini istememeleri ve ekonomik kriz döneminde bu kadar çok parayı bu ürüne vermelerinden dolayı tepki görmekten çekinmeleri. Sosyal sorumluluk projelerinin lüks markalar tarafından gittikçe daha çok ilgi görmesinin sebebi de, korsan ürünlere karşı bir farklılık yaratma arzusu… Yapılan araştırmalar lüks ürün alma gücüne sahip bazı tüketicilerin bile gerçeğinden ayırd edilmesi imkansız taklitleri tercih edebildiklerini gösteriyor. Yapılan her türlü teknolojik yenilik birkaç gün içersinde taklit edilebildiği için, lüks markalı ürün üreticileri, korsanların taklit etmeyecekleri, fakat toplum tarafından kabul görecek sosyal projelere kaynak aktarıyorlar.
Son olarak Türkiye’ nin de lüks markalı ürünler açısından son yılların gözde pazarlarından biri olduğunu hatırlatmamızda fayda var. Bırakın İstanbul’ u Anadolu’ nun görece sanayileşmiş kasabalarında bile lüks markalı saatleri taşıyan beylerin, lüks markalı eşarplar takan hanımların sayısı gittikçe artıyor…
(Bu yazı 31 Ocak 2010 tarihli Business Week Dergisi’ nde yayınlandı)
E-DÜNYA
Elektronik iletişim, internet ve bilgisayarlar tüm şirket faaliyetlerini üstlenince yeni bir kavramlar grubu ortaya çıktı: E – Bişiler. Buradaki E harfi “electronic” in kısaltması… Gün geçmiyor ki yeni bir E – Kavram ortaya atılmasın. Bunlardan bazıları Türk işletmelerinin de gündemine girmeye başladı. İşte E- Kavramlardan en çok kullanılanlar:
E – Brand: Elektronik marka. Internet öncesi ticaret yaşamında tutundurulmuş markalara karşı yaratılan yeni bir rakip. Pazarlama ve tutundurması internet gibi elektronik ortamlarda yapılan ürünler ve markaları sembolize ediyor.
E – Business: Elektronik işdünyası. Elektronik ortamda yürütülen her türlü iş süreçleri. Bu kavram, sadece ürünlerin internet üzerinden tüketicilere sunulmasını değil, aynı zamanda üretim ve dağıtım faaliyetlerinin de elektronik ortamda takibini içeriyor.
E – Commerce: Elektronik ticaret. E – Commerce; E- Business’ in bir alt başlığı. Ürün ve hizmetlerin eletronik ortamdan tüketicilere ulaştırılması elektronik ticaret olarak tanımlanıyor. Klasik ticarete göre avantajı müşterilerin ürüne 365 gün 24 saat ulaşabilmesi, dezavantajı ise müşterilerin kimlik bilgilerini ve özel hayat bilgilerini paylaşmak istememesi sebebiyle kısıtlı kullanım alanı.
E – Goverment: Elektronik devlet: Devletin vatandaşlarla olan ilişkilerini elektronik ortamda yürütmesi. Vergilerin toplanmasından kıymetli evrak başvurularına kadar tüm faaliyetlerin Internet üzerinden yürütülmesi mümkün. “Dijital imza” konusunda güvenliğin arttırılması sonucunda bu tip faaliyetlerde artış olması bekleniyor.
E – Hub: Elektronik faaliyet merkezi. Belli bir sektördeki alıcı ve satıcıları bir araya getiren elektronik alanlar. Tıpkı bir pazaryeri gibi mal ve bilgilerin değişimine imkan veren ortamlara verilen isim. Genellikle nihai tüketicilerle şirketlerin değil de, işdünyasındaki partnerlerin buluşma alanlarına bu isim veriliyor.
E – Merchant: Elektronik tüccar. Elektronik işdünyasında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlara bu isim veriliyor. Mallarını perakende olarak satanlara da, toptan olarak üretici firmalara pazarlayanlara da aynı isim veriliyor.
E – Procurement: Elektronik satınalma. Genellikle ofislerde kullanılan büro ve bilgisayar sarf malzemelerinin elektronik ortamda toplu olarak tedarik edilmesine verilen isim. Bu yöntemle işlemler hızlandırılıp, maliyetler ve bürokrasi azaltılıyor.
E – Tailing: Elektronik perakendecilik. Tailing sözcüğü “retailing” in, yani perakendeciliğin kısaltması… Internet ortamında siparişi verilen ürünlerin bedeli, ya elektronik ortamdaki sipariş sırasında, ya da ürünlerin teslimi sırasında kredi kartı ile de ödenebiliyor. E- tailing; kurye ve taşımacılık sektörüne de fayda sağlıyor.
E – Wallet: Elektronik cüzdan: Elektronik ortamda yapılan alışverişlerde kullanılmak üzere geliştirilen özel kredi kartı sistemlerine verilen isim. Güvenliği arttırmak için belli miktarlarda para yüklenen hesaplar, sadece seçilen ürünlerin ödemelerinde kullanılmak üzere programlanabiliyor.
İSİMLERİ MARKALARDA YAŞAYANLAR
Tanınmış markalara isimlerini veren yaratıcı kişileri ve şirket kurucularını reklamlarda kullanmak, son yıllarda en çok kullanılan tanıtım yöntemlerden biri… Bosch firmasının kurucusu Robert Bosch’ un çalışma felsefesini vurgulayan reklam hala belleklerimizde. Bugün dünya çapında tanınmış bir çok markanın arkasında, pek da fazla tanınmayan bir çok yaratıcı kişilik var. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında elektronik, gıda endüstrisi ya da otomotiv gibi sektörlerde çığır açan, yeniliklere imza atan bu kişiler daha sonra belleklerden silinseler de, yarattıkları ve isimlerini verdikleri ürünler dünya çapında tanınıp kullanılıyor.
Yaratıcı kişilerin yarattıkları dünya çapındaki ürünlere, marka olarak kendi isimlerini vermelerine en çok moda, parfüm ve mücevher endüstrilerinde rastlanıyor. Kişisel yaratıcılığın önplana çıkması, bu sektörlerde markalaşma konusunda önem taşıyor. Tıpkı bir sanatçı gibi ürünlerini isimleri ile imzalayan bu yaratıcılar, genellikle Fransız ya da Amerikan orjinli oluyorlar. Bu sektörlerde markalar, diğer sektörlerin aksine sadece soyadlarla değil, hem isim hem de soyadlarla veriliyor. Moda sektöründe başarılı olan markalar genellikle parfüm endüstrisinde de kullanılmaya devam ediliyor.
ELIZABETH ARDEN, GEORGIO ARMANI, CATHERINE ARLEY, Thomas BATA, Luciano BENETTON, François CARTIER, Gabrielle Coco CHANEL, Adolf Dassler (ADIDAS), CHRISTIAN DIOR, JEAN PAUL GAULTIER, CAROLINA HERRERA, Wolfgang JOOP, DONNA KARAN, CALVIN KLEIN, Rene LACOSTE, ESTEE LAUDER, RALPH LAUREN, YVES SAINT LAURENT, ISSEY MIYAKE, PACO RABANNE, NINA RICCI, HELENA RUBINSTEIN, JIL SANDER, Oscar Levi Strauss (LEVİ’S), SERGIO TACCHINI, GIANNI VERSACE, LOUIS VUITTON bu sektörde ilk akla gelen yaratıcı markaları.
Otomotiv sektöründeki tanınmış markaların hemen hemen tamamı, şirketlerin kurucularının soyadından yola çıkılarak üretilen markalardır.
Amerikan otomobil endüstrisinin babası kabul edilen Henry FORD (1863 – 1947), Alman otomobil endüstrisinin temelini atan Gottlieb DAIMLER (1834 – 1900) ve Carl Friedrich BENZ (1844 – 1929), Japonya’ da binek otomobili üretimini başlatan Kiiçiro TOYODA (1894 – 1952) ve Antoine de la Moth CADILLAC hala markalarda yaşıyorlar.
Ayrıca;
Almanya’ da
- İlk spor arabayı dizayn eden Ferdinand PORSCHE (1875 – 1951) ve
- Adam OPEL,
Fransa’ da
- Otomobil yarışçılığından sanayiciliğe yükselen Louis RENAULT (1877 – 1944),
- Andre CITROEN ve
- Armand PEUGEOT,
Japonya’ da
- Motorsiklet üreticiliği ile başlayıp otomobil üretimine geçen Soiçiro HONDA (1906 – 1991) ve
- Nihan Sangyo (NISSAN),
İtalya’ da
- Otomobili bir sosyal statü sembölü haline getirdiğine inanılan Enzo FERRARI,
- Vespa motorsikletlerinin yaratıcısı Enrico PIAGGIO,
İngiltere’ de
- 1904 yılında biraraya gelerek otomobil üretimine başlayan bir lordun oğlu Charles Stewart ROLLS ile fakir bir değirmencinin oğlu olan Frederick Henry ROYCE ve
- Herbert AUSTIN
isimlerini, yarattıkları otomobillerin arkasına marka olarak gururla yazdıran üreticilerden ilk akla gelenlerdir.
Benzer şekilde havacılık endüstrisinde de bir çok isme rastlanmaktadır:
- Amerikalı uçak tasarımcısı Allan Haines LOCKHEED (1889 – 1969),
- “Havacılğın Babası” olarak anılan William Edward BOEING (1881 – 1956),
- Hollandalı uçak tasarımcısı Anthony Herman Gerard FOKKER (1890 – 1939),
- 1940′ lı yılların en çok kullanılan yolcu uçaklarını üreten Hugo JUNKERS (1859-1935)
bu havacıların en tanınmışlarıdır.
Elektrikli araçlar konusunda sektörün öncülüğünü yapan hemen hemen bütün Alman markaları da yaratıcılarının soyadları ile tanınmaktadır:
- Motorlu araçlar için elektrik donanımı üreterek işe başlayan Robert BOSCH (1861 – 1942),
- İlk elektrikli dinamoyu tasarlayıp üreterek sanayiciliğe başlayan Werner von SIEMENS (1816 – 1892),
- Radyo üretimindeki yenilikleri ile bu medyanın yaygınlaşmasını sağlayan Max GRUNDIG (1908 – 1989),
- Elektrikli ev aletleri üreticisi Robert Weintraud (ROWENTA) ve
- Hollanda’ nın ilk ampul şirketini kuran Gerard PHILIPS (1858 – 1942)
bu sektörün ünlüleridir. Ayrıca ilk dikiş makinesini üreten Isaac SINGER ve Amerika’ da çalışmalarını ilk olarak küçük bir garajda başlatan, daha sonra dünyanın en büyük bilgisayar yazıcısı üreticisi olan Bill HEWLETT ve Dave PACKARD’ ın da isimlerini anmadan geçmemek lazım.
Gıda ve kimya sanayinin önde gelen şirketleri de kurucularının soyadlarını markalaştırmaktadırlar:
- 1837 yılında imzaladıkları sözleşme ile dünyanın en büyük şirketlerinden birini kuran William PROCTER ve James GAMBLE,
- 1885 yılında İngiltere’ de sabun üretimi ile Unilever şirketinin temellerini atan William Hesketh LEVER,
- 1885 ylında Johnson&Johnson şirketini kuran Robert, James ve Edward JOHNSON kardeşler,
- Dünyanın en büyüm kimya şirketlerinden birini kuran Andre ve Luice DUPONT,
- Alman deterjan sanayinin öncüsü Fritz HENKEL (1848 – 1930),
- Lastik sektörünün önde gelen şirketlerini kuran İrlandalı John Boyd DUNLOP (1840 – 1921), Eduard ve Andre MICHELIN kardeşler, Thomas HANCOCK ve Charles GOODYEAR,
- Hamur kabartma tozu üretimi ile ticarete başlayan August OETKER (1862 – 1918),
- İlk çukulata fabrikasını kuran Rudolph LINDT,
- Kahvaltı kültürüne yenilik getiren Amerikalı girişimci William Keith KELLOGG (1860 – 1951),
- Yemeklere bulyon tadını getiren Julius MAGGI,
- Almanya’ da kahve endüstrisini kuran sanayici Johann JACOBS (1869-1958)
- Meşrubat üretimi yapan şirketi kuran Jacop SCHWEPPES,
- Maden suyunu, seçkin bir içecek olarak markalaştıran Louis PERRIER,
- Ülkemizde de yemek sosları ve ketçabı ile tanınan Henry HEINZ,
- Çay bitkisini markalı bir ürüne dönüştüren Thomas LIPTON
isimleri, geliştirdikleri ürünlerin üzerinde sık sık karşımza çıkan kişilerdir.
Traş bıçaklarını geliştiren King Camp GILLETTE, dünyanın en prestijli purolarını üreten Zino DAVIDOFF (1906 – 1994), hem adı hem de soyadı ile anılan iki ayrı otel zinciri kuran CONRAD HILTON (1887 – 1979), kamuoyu araştırmalarının yaygınlaşmasında önemli rol oynayan George Horace GALLUP (1901 – 1984), finans dünyasının önde gelen şirketlerinden birini kuran Charles MERRILL ve Edmund LYNCH, sigara üreticisi Alfred DUNHILL, bugün hala isimlerini sık sık duyduğumuz girişimcilerdir.
Görüldüğü gibi her büyük markanın arkasında bir büyük kişilik bulunuyor. Bu yaratıcı insanların çalışma prensipleri ve ürün geliştirme maceraları da, reklamcılar için ilginç detaylar içeren bir tanıtım potansiyeli taşıyor…
JAPON MARKALARIN HİKAYELERİ
Uzakdoğulu markaların genellikle eğlenceli hikayeleri oluyor. İşte otomotiv ve elektronik dünyasından teknoloji markalarının hikayeleri…
AIWA: Elektronik eşyalar üreten şirketin ismi, japonca “sevgi” anlamına gelen “AI” ve “uyum, harmoni” anlamına gelen “WA” sözcüklerinden oluşuyor. Yani “uyuma duyulan sevgi”…
CANON: Optik ürünler ve fotokopi makineleri üretiminde uzmanlaşmış olan şirketin ismi, japonca “KWANON” sözcüğünün batı dillerine uydurulması sonucu ortaya çıkmış. Kwanon ismi ise, şirketin kurucusunun inandığı Budizm öğretisinden önde gelen bir liderin ismi.
CASIO: Özellikle hesap makineleri konusunda ilk akla gelen şirketlerden biri olan Casio’ nun kurucusu, şirketine kendi adını vermek istemiş ama, marka uzmanları “KASHİO” isminin batı dillerinde söylenmesi zor olacağı yönünde görüş belirtince Casio’ da karar kılınmış.
CHINON: “Chino” kelimesi; hem şirketin kurulduğu japon şehrinin, hem de şirketin kurucusunun ismi. Kelime marka olarak kullanılmaya başlanmadan evvel sonuna eklenen “n” harfi bir yandan diğer optik şirketlerinin isimleri ile benzerlik sağlarken (Canon, Nikon v.s.), hem de kelimenin kulağa hoş gelmesini sağlıyor.
DAEWOO: Koreli otomobil üreticisinin ismi “deeyuu” diye telaffuz ediliyor ve “herşeyi içeren kainat”anlamına geliyor.
DAIHATSU: Merkezi Japonya Osaka’ da bulunan şirketin asıl adı “hatsudoki-seizo-kabushikigaisha” yani “motor-üretim-anonim şirketi”. Osaka şehrinin japonca yazılışındaki ilk harfin okunuşu “DAİ” olduğu için, marka olarak Osaka’ nın ilk harfi DAI ve şirketin adının ilk 5 harfi HATSU tercih edilmiş.
DATSUN: Soyadları DEN, AOYAMA ve TAKEUCHI olan 3 japon girişimi 1912 yılında bir binek otosunun prototipini dizayn ederler ve soyadlarının ilk harflerinden yola çıkarak bu modele DAT ismini verirler. DAT’ ın japonca anlamı “tavşan olduğu için şirketin ambleminde de tavşan bulunur. Şirket yabancı piyasalara açılırken Japonya’ nın sembolü güneş de (SUN) isme eklenir ve marka ortaya çıkar.
FUJITSU: Elektronik ürünler üreten şirketin asıl adı “FUJI – TSUSHINKI – SEIZO”. Fuji Dağı, Tokyo yakınlarındaki ünlü volkanın adı. Diğer iki sözcük ise, “Telgraf Makinesi Üretimi” anlamına geliyor.
HONDA: 1992 yılında ölen Soichiro HONDA, ilk şirketini 1946’ da Hamamatsu şehrinde motorsiklet üretmek üzere kurmuş. “Japonların BMW” si olarak da bilinen firmanın ilk otomobili ise kuruluşdan 17 yıl sonra 1963 yılında piyasaya çıkmış.
HYUNDAI: Güney Kore kökenli şirketin isminin anlamı “gelişme, ilerleme”.
JVC: Audio ve video ürünler üreten elektronik şirketleri arasında önde gelen bir marka… JVC; Japanese Video Company’ nin kısaltması.
KONICA: Optik ürünler üreten japon şirketinin asıl ismi KONISHIROKU ve kurucusunun adı da KONISHIYA ROKUBEI. Yani şirketin adı kurucusunun isminin kısaltması… Konica da şirket isminin kısaltmasına ingilizce “camera” nın ilk hecesi eklenerek oluşturulmuş bir marka.
MAZDA: Şirket kurucusunun adı aslında MATSUDA ama japoncada “u” harfi okunmadığı için şirket dünya pazarlarına açılırken latin harfleri ile MAZDA yazılımını tercih etmiş.
MINOLTA: Bu Japon optik ürünler şirketinin ismi de kurucusu olan kişiden geliyor. TASHIMA soyadlı kurucusu, şirketine ingilizce “Mashinery and Instrumental Optical by Tashima” ismini koymuş. Bu yazılım ve cümle yapısı tam doğru değil ama, japonun ingilizcesi bu kadar olmuş. Kelimelerin başharfleri bir araya getirilince de Minolta kelimesi ortaya çıkıyor.
MITSUBISHI: Şirketin kurucusu japon Yataro Iwasaki, 1870 yılında şirketin amblemini kendisi çizmiş ve bundan yola çıkarak da şirkete bir isim bulmuş. “Mitsu” nun anlamı “üç”, “bishi” ise geometri dersinden tanıdığımız bir şekil olan eşkenar dörtgen yani “baklava”. Bir araya gelerek bir yıldız oluşturan üçgenlerin her birinin bir anlamı var: sorumluluk, dürüstlük ve haklar arası diyalog. Şirket ilkelerine göre her bir dörtgen aslında birer elmas.
NEC: Elektronik müzik sistemleri üreten şirketin ismi yine çok basit bir kısaltma, “NEW ELECTRIC COMPANY”, yani “Yeni Elektrik Şirketi”.
NIKON: Yine bir japon optik firması. Japonya’ nın japonca adı “NIPPON”, japonca “optik” kelimesi de “KOOGAKU”. Her iki kelimenin ilk iki harfine, kulağa hoş gelmesi için bir “n” harfi eklenince marka da ortaya çıkıvermiş…
NISSAN: 1934 yılında japon girişimci Yoshisuke Aikawa “Kyodo Kokusan Jidosha Kabushiki Kiasha” isimli bir şirket kurar ve “kim bunu aklında tutacak” diye düşünüp, şirkete kısaca “NİHON SANGYOO Ltd.” yani “Japon Endüstri Ltd. Şti.” adını verir. Bu kelimelerin ilk hecelerinden de Nissan türetilir.
PANASONIC: Her türlü elektronik ürünleri, ürün yelpazesinde bulunduran bu japon şirketi ismini eski yunanca ve latince kelimelerin tamlaması şeklinde oluşturmuş. “PAN” eski yunanca da “hepsi, tamamı” anlamında bir ön ek. Pan American Havayolları’ nın isminde de aynı öneke rastlıyoruz. Latince “SONUS” sözcüğü ise, “ses, tını” anlamına geliyor. Bu kelimeyi de sesden hızlı uçan uçaklardaki “süpersonic” sıfatından da hatırlayabilirsiniz…
RICOH: Markası “Rikagaku-Kenkynujo-Koogaku-Koogyoo” (Optik Bilimler Endüstrisi Enstitüsü) olan bir fotoğraf makinesini satın almak ister miydiniz? Tüketicinin bu markayı kolay kolay aklında tutamayacağını düşünen japon marka uzmanları şirkete ve ürünlerine kısaca “Optik Bilimlerin” kısaltması RICO’ yu seçip, batı dillerinde de kolay telaffuz edilebilmesi ve akılda kalması için Ricoh ismini vermişler.
SANYO: Uluslararası bir marka yaratmak isteyen bir şirket, buna uygun bir marka ismini de seçmek zorundadır. Sanyo’ nun ismi iki japonca kelimenin birleşmesi ile oluşmuş. “SAN” hecesi “3” anlamında, “YO” sözcüğü ise “okyanus” anlamına geliyor. Yani Atlantik, Pasifik ve Hint okyanusları… Amaç; ürünün globalliğini vurgulamak…
SEIKO: Japonya’ nın en prestijli saat markalarından biri Seiko’ dur. Kurulan ilk firmanın adı SEIKOSHA imiş. “SEI” nin anlamı “narin, zarif”, “KO” kelimesi ise “fabrika” anlamında. Markaya dönüşürken bir kenara bırakılan “SHA” hecesi ise “enstitü” anlamına geliyor.
SONY: Japonların belki de en ünlü elektronik markası Sony, 1946 yılında Masaru Ibuka ve Akio Morita isimli iki mühendis tarafından kurulmuş. Şirketin ismi önceleri Tokyo Telekomunikasyon’ muş. 1955’ den itibaren SONY ismi kullanılmaya başlamış. Kelimenin kökeni, yine latince “ses, tını” anlamına gelen “SONUS” sözcüğü. Biraz daha amerikanvari olsun diye sonuna bir de “y” harfi eklenmiş. Ayrıca kelime ingilizce “güneşli” anlamına gelen “SUNNY” kelimesini de andırdığı için tercih edilmiş.
SSANG YONG: Ülkemize cipleri getirilen bu kore markasının anlamı “Çifte Ejderha” . 1950’ lerde kurulan şirket, korenin en eski otomobil üreticisi.
SUBARU: 1917 yılında Chikohai Nakajiama tarafından, Japon ordusuna uçak üretmek üzere kurulan şirket, savaş sonrası 12 ayrı şirkete parçalanmış. 3 yıl sonra 6 şirket birleşmiş ve 1957’ de de ilk araç üretim bandından çıkmış. Subaru’ nun japoncadaki anlamı ise “BİRLEŞME”.
SUZUKI: Michio SUZUKI, şirketi 1909 yılında Hamamatsu’ da tekstil makineleri üretmek için kurmuş. İlk motorsiklet üretimi 1952’ de, ilk oto üretimi de 1955’ de gerçekleşmiş.
TOSHIBA: Japon elektronik ve bilgisayar devi, ilk olarak Tokyo’ nun “SHIBAURA” semtinde kurulmuş. Şirketin tam adı “TOKYO – SHIBAURA – ELECTRIC”, kısaltması da tabii ki Toshiba olmuş.
TOYOTA: 1952’ de ölen Kiichiro TOYODA’ nın soyadının anlamı “bereketli prinç tarlası”. Şirket 1933 yine tekstil makineleri üretmek için kurulmuş ama 1935’ de otomobil üretimine de başlamış. Toyota, japoncada 8 fırça darbesi ile yazıldığı ve 8 de uğurlu sayı olduğu için isimde küçük bir değişiklik yapılmış.
YAMAHA: Tekne motorlarından piyanoya kadar bir çok alanda üretim yapan şirketin faaliyet konularından biri de motorsiklet üretimi. Markanın adı yine kurucunun soyadından geliyor. Torakusu YAMAHA’ nın 1887’ de kurduğu şirketin amblemi içiçe geçmiş 3 akord çatalından oluşuyor.
HERKES BİR TÜKETİCİ GRUBUNA AİT …
Değişen yaşam koşulları ve çalışma alışkanlıkları, pazarlama uzmanlarını yeni hedef grupları tanımlama ve onlara yönelik pazarlama faaliyetleri planlama arayışına yöneltiyor. Batı toplumlarında kişilerin sosyal özellikleri ve kariyer basamakları gözönünde bulundurularak yapılan hedef grup tanımlarına ingilizce kısaltmalarla isim veriliyor. İşte bu hedef grupların isimleri ve üyelerinin özellikleri:
BABYBOOMER (Bebek Patlaması): 2. Dünya Savaşı’ nda sonra dünyaya gelen ve bugünün yetişkinlerini içeren tüketici grubu. Şirketlerin hemen hemen tüm pazarlama faaliyetleri bu gruba yönelik olarak hazırlanmaktadır.
YUPPIES (Young Urban Professionals): Genç şehirli profesyoneller. Günümüz iş yaşamının orta ve üst kademelerinde yöneticilik yapan ve iyi bir gelecek için umut sahibi olan kişiler. Bu tip tüketiciler kariyer, marka, lüks ve materyalistliğe her şeyden fazla önem vermektedirler.
GRUMPIES (GRown-up and Mature People): Yetişkin ve olgun. Yuppies’ den biraz daha genç tüketici grubu. 10 yıl öncesine göre daha fazla satınalma gücüne “sahip olan bu grup, gittikçe daha fazla miktarda pazarlamacıların ilgisini çekmektedir.
SAPPIES (Supurban Aging Professionals): Kariyerlerinin son yıllarını büyük şehirlerden kaçarak yerleştikleri sakin banliyö semtlerinde veya çiftliklerde geçiren kişiler.
FRUPPIES (FRustrated Urban Professionals): Hüsrana uğramış şehirli profesyoneller. Yuppies’ in tam tersine tüketim toplumundaki bütün zevkleri kaybetmiş tüketici grubu.
PUPPIES (Poor Urban Professionals): Fakir şehirli profesyoneller. Yönetim kademelerinin en altında bulunan ve düşük gelirleri sebebiyle geçim zorluğu çeken tüketici grupları.
YUMPIES (Young, Upwardly Mobile Professionals): Aldığı iyi eğitim ve yeterli iş tecrübesi ile şu an için alt yönetim kademelerinde bulunan, fakat ilerisi için ümit veren kişiler.
DUMPIES (Downwardly Mobile Professionals): Yumpies’ in tam tersine artık kariyer olarak hiç bir yükselme olanağı kalmamış kişiler.
YEPPIES (Young, European and Proud People): Gururlu, genç Avrupalılar. Özellikle Avrupa Birliği’ nin kurulmasından sonra, bu birliğin sağlayacağı olanaklardan yararlanmayı planlayan, ulusal değerlerini de kaybetmemeye özen gösteren gruplar.
DINKS (Double Income No Kids): Çocuksuz çift gelirliler. Daha yüksek bir yaşam standartı için çocuk yapmayarak çalışmayı tercih eden çiftler.
SLOBBIES (SLOwer But Better working people): Daha yavaş fakat daha iyi çalışan I nsanlar. Dinks gibi para kazanmaya önem veren, fakat maaş ve kariyere fazla önem vermeyen kişilerdir. İşten aldıkları zevki önplanda bulundururlar.
WOOFS (Well-Off Older Folks) veya WOOPIES (Well-off Older People): Varlıklı yaşlı insanlar. Gençlik dönemlerinde çalışıp belli bir yaşam standartına ulaştıkları için yaşlılık dönemlerinde hastalık, yalnızlık ve yoksulluk gibi dertlerle uğraşmayan mutlu yaşlı kuşak. Yaşlanan Slobbies genellikle bu gruba ait olurlar.
SELPIES (SEcond Life People): İkinci yaşamlarındaki insanlar. Yaşlılık ve emeklilik dönemlerinde, yaşamlarını daha çok seyahat ederek geçiren, yüksek refah seviyesine sahip kişiler bu gruba girmektedirler.
YIFFIES (Young, Individualistic, Freedom-minded and Few): Genç, bireyci, özgürlüğüne düşkün ve az bulunan. Yaşam kalitesini lüksden daha çok önemseyen iş yaşamında bireysel özgürlüklerinin bilincindeki kişiler, farklı tüketim alışkanlıkları ile değişik bir kategoride toplanıyorlar.
LIMER (Less Income and More Experience): Daha az gelirli fakat daha fazla tecrübeliler. Çok fazla kazanıp, çok harcamaktansa, ruhani değerlere daha fazla önem veren hayatın anlamını sorgulayıp insani ilişkilere ağırlık veren yeni tüketici grupları. Tüketimlerini en gerekli ürünlerle kısıtlayıp, ideallerini gerçekleştirmeye çaba gösterirler.
TLWC (Third Level Working Couples): Üçüncü aşama çalışan çiftler. Ailenin geçimini sabit bir büro işi yerine, özel projelerde çalışarak sağlayan erkeklerin bulunduğu ailelere üçüncü aşama aileler adı verilmektedir.
ZIPPIES (Zen-Inspired Professional Pagans): Zen öğretisinden esinlenen profesyonel putperestler. Uzakdoğu felsefesine özgü büyük bir iyimserlik ile belli toplulukların dayanışması altında stressiz yaşamı tercih etmiş gruplara bu isim verilmektedir. Bu grupların kendi müzik ve tüketim tarzları bulunmaktadır.
MOBY (Mom Old, Baby Young): Yaşlı anne, küçük bebek. Kariyer yapma uğruna ancak 40′ lı yaşlarında çocuk yapma şansına sahip olan kadınlar.
DOBY (Daddy Old, Baby Young): Yaşlı baba, küçük bebek. Çocuksuz bir evlilikten sonra, boşanıp daha genç bir eşden, çocuk sahibi olarak, 40′ larında babalık duygusunu tadan erkekler.
SKIPPIES (SchoolKids with Income and Purchasing Power): Geliri ve satınalma gücü olan okul çocukları. Genellikle kolej ve üniversite döneminde çeşitli yan uğraşlar ile para kazanma imkanı bulunan gençleri tanımlamak için kullanılan terimdir.
YAVIS (Young, Affluent, Verbal, Insured and Single): Genç, zengin, ağzı laf yapan, sigortalı, bekarlar. Bu da Amerikalı psikolog ve psikoterapistlerin ideal hasta profili olarak tanımladıkları grup.
DIGERATIS (DIGital litERATI): Dijital Edebiyatçılar. Bilişim endüstrisinin genç yetenekleri.
BOOMERANG GENERATION: Ailesinden ayrılıp yalnız yaşamaya başladıktan sonra, ekonomik sebeplerle baba evine tekrar geri dönmek zorunda kalan gençler.
GENERATION X ya da GENX: Bugün 15 – 30 yaşları arasında bulunan genç tüketici grubu. Bu grup, Douglas Coupland’ ın “Generation X” adlı romanında en güzel şekilde tanımlanmaktadır. GenX, çevre bilinci ile yetişen ilk nesil, ekonomik durgunluk ve işsizlik sorunlarından en çok etkilenen kesimdir. Bu gençler uzun zamandır “daha güzel bir gelecek” umudunu kaybeden ilk nesildir. Bir çoğunun ebeveynleri boşandığı için, en önemli özellikleri bireysellikleridir. Aynı zamanda “medya toplumu” olarak da tanımlanabilirler.
TWENTYSOMETHINGS: Yirmiküsürler. Yirmili yaşlarını süren gençlik grubuna verilen isim.
PLANETARE SOFTIES: Gezegenimsi uysallar. 1970 – 75 yılları arasında doğan ve GenX’ in bir alt grubu olan gençlik topluluğu. Pop tüketim yaşam tarzını benimseyen, küçük yaşta dünyanın bir çok yerini gezen, çevre romantizmi ve “Benetton multikültüründen etkilenen bir tüketici kesimidir.
CONFETTI GENERATION: Üzerlerine konfeti gibi yağan bilgi bombardımanından dolayı yaşananlar arasındaki bağlantıları kaybeden ve neye inanacağını bilemeyen medya ve bilgi toplumu.
FLASHING 12:00 GENERATION: Yanıp sönen 12:00 nesli. Teknolojik ürünlerin tüm fonksiyonlarını kullanamayıp sadece en gerekli fonksiyonlarla yetinen grup. İsim, video aletlerinde ayarlanmadığı için sürekli yanıp sönen saat ekranından gelmektedir.
NETRAWOBECADO (NEver TRAvelling WOman BEtween CAts and Dogs): Kedi köpeği ile seyahate çıkamayan kadın. Biraz da kısaltmalarla dalga geçmek için üretilmiş ve günümüzün ev hayvanı tutkunu tüketicilerini anlatan bir kısaltma.
TÜKETİCİ TRENDLERİ BİZE DE ULAŞIYOR …
Teknoloji ve iletişim alanındaki gelişmeler ile sosyografik değişiklikler, tüketicilerin değer yargılarında, yaşam tarzlarında, tüketim kalıplarında ve satınalma alışkanlıklarında da köklü değişikliklere yol açıyor. Genellikle A.B.D.’ nde ortaya çıkan bu yeni trendler aylarla ölçülebilen kısa bir süre içersinde Avrupa ülkelerini, yıllarla ifade edilebilen sürelerde de ülkemizi etkisi altına alıyor. Her ülkede her akım tutunamamakla beraber, genellikle iletişim kanalları yardımıyla herkes bu trendlerden etkileniyor.
Büyük üretici şirketler için yeni gelişen trendler hayati önem taşıyorlar. Örneğin Amerikalı Suzy Chauvel, üreticileri halk arasında gelişen yeni akımlardan haberdar etmek için VIDEO TRENDSCOUTING isimli bir hizmet başlatmış. Rock konserlerindeki gençler, cafelerde oturan insanlar, tatil yörelerindeki turistler ve işmerkezlerindeki işadamları videoya kaydedilmekte ve konularına göre ayrılan bu görüntüler NIKE, REEBOK, PEPSI, SONY gibi şirketlere satılmaktadır.
Ürün ve hizmetlerini özellikle genç tüketicilere tanıtmak ve denetmek isteyen pazarlamacılar ile reklamcıların bu yeni trendleri mutlaka çok yakından tanımaları ve takip etmeleri gerekiyor. Aksi taktirde, bu akımların etkisindeki müşteri grupları ile dialog kurmak imkansızlaşıyor. Batılı tüketicileri etkileyen ve etkileri yavaş yavaş ülkemizde de hissedilmeye başlanan belli başlı trendlere bir göz atalım …
RIGHTSIZING: Ergonomik olarak kullanılmasına imkan olmayan çok küçük tuşlu cep telefonlarını, uzaktan kumanda aletlerini ve kol saatlerini sorgulayan ve anlamsızlığını savunan bir akımdır.
ROUND TREND: Doğadaki nesnelerde hiçbir zaman kenarlar ve köşeler yoktur ve bir mükemmellik söz konusudur. Bu görüşten yola çıkan ürün tasarımcıları, otomobilden, müzik setlerine kadar bütün ürünlere yuvarlak hatlar tasarlamaktadırlar. Yuvarlak hatlı ürünler tüketicilerde kompakt, taşıması kolay ve sempatik bir imaj yaratmaktadır.
POLITICAL CORRECTNESS: Türkçeye “politik dürüstlük” olarak çevirebileceğimiz bu trendin taraftarları, bütün büyük ideolojik sistemlerin son 10 yıl içersinde yıkılmasından sonra, inanılması gereken en önemli politikaların “Liberal Tolerans” (ırkçılığa karşı çıkma, homoseksüellere anlayış gösterme v.b. konular) ve “Çevre Bilinci” (ekolojik ürünlerin seçimi, geri dönüşümlü ürünlerin seçimi, hayvan haklarına saygı v.b. gibi konularda) olduğunu savunmaktadırlar.
BIG TREND: İnsanların ödedikleri para karşılığında daha fazla değer satın aldıkları inancını yaratabilmek için ürünlerin boyutlarında yapılan değişikliklere Büyüme Trendi adı veriliyor. Pizza Hut’ un Big Foot isimli Dev Piza çeşidini üretmesi ile başlayan bu akım, Mega, Double, Triple ve Dino-Size ürünlerin üretilmesi devam etmiş. Özellikle besin maddelerinde “light” ürünler yerlerini, “extra rich” ürünlere bırakıyorlar.
CLEAR TREND: Her geçen gün daha fazla sayıda yiyecek maddesi, içecek ya da kozmetik ürün daha şeffaf ambalajlarda piyasaya sürülüyor. Beslendiği ürünlerin ya da kullandığı kozmetiklerin vücut sağlığına olan etkilerine karşı daha duyarlı hale gelen tüketiciler, kullandıkları ürünün içersinde ne olduğunu eskiye göre daha çok merak ettikleri için, böyle bir akım doğdu. Crystal Pepsi’ den, şeffaf dişmacunlarına kadar pek çok alanda bu tip ürünlere rastlamak mümkün.
TRANSPARENT WAVE: Bu akım da “şeffaflık dalgası” olarak anılıyor. Renksiz bira, şeffaf müzik seti, içi görünen Swatch saat gibi ürünler, her geçen gün pazar paylarını arttırıyorlar. Çünkü bu ürünler tüketici üzerinde temizlik, doğallık ve basitlik duygusu yaratıyorlar.
COMPOST MODERNISM: Çevre kirliliğine olan duyarlılığın artması, tüketicileri geri dönüşümlü maddelerden üretilen modern dizaynlı ürünleri tercih etmeye yöneltiyor. Amerika’ da “Designing with Garbage” (Çöple Dizayn) kursları düzenleniyor. USED RUBBER USA firması kullanılmış otomobil tekerleklerinden üretilen çanta, cüzdan ve kemer gibi ürünlerle büyük pazar paylarına ulaşabiliyor.
DOWN NESTING: Son yetişkin çocukların da babaevini terketmesi üzerine, geride kalan ortayaşlı ya da yaşlı ebeveynlerin, oturdukları büyük evi terkederek daha hesaplı ve küçük evlere taşınması modası. Bu trend ülkemizde de yaygınlaşırsa küçük alanlı evlere talep artışı olacağı tahmin edilebilir.
COCOONING: Kelime anlamı “kozasına çekilmek”. İnsanların asosyalleşmesi, kendilerini güvencede hissettikleri tek yer olan evlerde geçirilen zamanın artmasına yol açıyor. Hertürlü eğlenceyi sunan Internet’ in gelişmesi, beslenmeyi kolaylaştıran Take Away ve “Eve Servis” lokantalar özellikle gece yaşamını olumsuz etkiliyor. Gittikçe pahalılaşan ve özensizleşen türk gastronomi endüstrisi de bu akımdan zarar görecek sektörlerin başında geliyor.
THRILLING: Şehir yaşamının gittikçe monotonlaşması, insanların macera ve korku açlığı çekmesine sebep olmaktadır. Okyanusa dalmak, dağlara tırmanmak veya ayda yürümek gibi eskiden imkansız kabul edilen bir çok macera, bugün artık televizyon programları ve Internet yardımıyla oturma odasında yaşanır duruma gelmiştir. Bu sebeple adrenalini yükselterek doğal uyuşturucu etkisi yapan, hızlı araba sürme gibi maceralar ile bungee jumping, speedgliding ve freeclimbing gibi sporlar büyük ilgi görüyorlar.
HILLARY EFFECT: A.B.D. Başkanı Clinton’ un eşinden ismini alan bu trende göre, daha önceleri erkeklerin karar aldıkları alanlarda kadınların belirleyici etkisi artıyor. Bu sebeple satınalma kararlarında da kadınların rolü önem kazanıyor.
POST EMANCIPATION: Bu trendin sözlük anlamı “özgürlük sonrası dönem”. Batı toplumlarında tüm haklarına kavuşan ve erkeğin kölesi olmaktan kurtulan kadınlar artık, eskiden reddetikleri tüm şartlara yeniden sahip olmak istiyorlar. Örneğin eskiden hamile kalıp çocuk yapmaya isyan eden kadınlar, artık kocaları istemese de hamile kalmak için çaba gösteriyorlar. Kadınlar geçtiğimiz dönemde kariyer yapmak için annelik ve ev kadınlığı görevlerini ihmal ederken, bugün bu yeni trendler ile annelik rolü üstlenmek istedikleri için, işten ayrılarak para kazanmaktan ve kariyer yapmaktan vazgeçiyorlar.
NOMADIC DESIGN: Özellikle dekorasyon dünyası için önemli akımlardan biri. Kelime anlamı “Göçer Dizaynı”. Son yıllarda ülkemizde de moda olan kompakt mobilyalar, tekerlekli masalar ve modüler mutfak dekorasyonları, çok ev değiştirip kolay taşınmayı hedefleyen aileler için üretiliyor.
ECLECTICIZM: Yunanca seçme anlamına gelen “eklegein” kökünden türetilen bu trende göre, farklı düşünce ve stiller yeni ve uyumlu bir sentezin yapılmasına imkan sağlıyor. Özellikle dekorasyon ürünleri üretip satan şirketler bu yeni akımdan öncelikle etkileniyorlar. Tek stilde döşenmiş ev ve ofisler yerini her gidilen ülkeden getirilen veya değişik çağları simgeleyen eşyalarla döşenmiş ev ve işyerlerine bırakıyorlar.
RECESSION CULTURE: 90′ lı yıllarda özellikle Avrupa ülkelerinde yaşanan ekonomik durgunluğa paralel olarak ortaya çıkan bir trenddir. Genel olarak alışveriş miktarının ve sıklığının azaltılmasını öngörür. Şampanya gibi lüks tüketim ürünlerinin, pahalı giyim eşyalarının ve elegan restoranlarda yemek yemenin gereksizliğini savunmaktadır.
CONSPICUOUS MINIMALISM: Yani “belirgin asgarilik”. Bu trend ile gerekli mali güce sahip olunmasına rağmen, ahlaki ve entellektüel birikimin bir simgesi olarak, dünyevi materyel zenginliklere değer verilmemesi ve en zaruri ihtiyaçları karşılayacak ürünlerle yetinilmesi kastedilmektedir.
BACK TO BASICS: Nicelik yerine niteliğe önem veren kişilerin, sadece gerekli olan ve daha doğal şeylerle yetinmesi yani, basitliğe geri dönüş. Örneğin pahalı tatil köyleri yerine, doğa içersinde basit yaşam olanağı sağlayan pansiyonların ya da yüzlerce fonksiyona sahip kol saatleri yerine, sadece zamanı gösteren saatlerin tercih edilmesi.
PURIFICATION: Bu trendin temel felsefesi de “sade güzeldir” ve doğallık daha fazladır”. Ürünler ve dizaynlarda lüks ve gösteriş tasfiye edildiği için trende bu isim verilmiş. Ürünlerde kullanılan ana renkler beyaz ve bej. Pahalı kozmetikler yerine parfüm özlerinin, renkli sabunlar yerine de doğal sabunun kullanılması bu trendin en belirgin özellikleri.
LOOKISMUS: İnsanları dış görünüşlerine göre değerlendirmeyi temel alan akım. Yukardaki açıklanan akımların aksine, lüks ve pahalı tüketimi körükleyen bir trenddir.
HEDONISMUS: Kelimenin kökeni eski yunancadaki “hedone” sözcüğü, yani “zevk”. Bu trend, en geçerli etik prensip olarak insanların zevk ve istekleri doğrultusunda yaşamalarını kabul etmektedir. Bu trend de aşırı ve gereksiz harcamaları körükleyen bir akımdır.
HYPE:Bu sözcüğün ingilizcedeki kelime anlamı tahrik etmek, uyandırmak. Trend anlamında ise, bazı ürün ya da sektörlerin müzik ve medya endüstrisini de arkasına alarak çok kısa sürede büyük bir atılım yapması kastediliyor. Ülkemizde de son yıllarda bir çok örneğine rastladığımız ve bir haftada ünlü olan pop şarkıcıları bunun en güzel örneği.
FASHION COMPASSION: “Acı Paylaşma Modası” olarak tercüme edebileceğimiz bu moda uyarınca, politikacıların ve şov dünyasının ünlülerinin, peşlerinde bir medya ordusu ile kriz bölgelerini ziyaret etmeleri ve oradaki insanlarla dialog kurarak insanların ilgisini o krize çekmeleri kastediliyor. Bu arada belli marka ve ürünler de “Sosyal Sponsorluk” yaparak, açlık, deprem veya ölüm gibi afetler yoluyla tanıtım yapma fırsatı yakalıyorlar.
OPTION PARALYSIS: Bu trendin kelime anlamı “karar felci”. Bilgi bombardımanı altında karar almakta zorlanan tüketicilerin tepki olarak karar almaması ve o ürünün tüketiminden vazgeçmesi tutumuna bu isim veriliyor. Teknik bilgi eksikliği sebebiyle hangi otomobili ya da bilgisayarı alacağına karar veremeyen tüketiciler araba almamaya ya da şirketteki bilgisayarı ile yetinmeye karar verebiliyor.
OTAKUS: Özellikle gençler arasında çok populer olan bir başka trend de Otakus. İlk kez Japonya’ da başlamış. Çeşitli ürün ve maddeleri toplayarak kolleksiyonunu yapan gençlerin, her türlü iletişim imkanını kullanarak, tüm dünyaya yayılmış benzer kolleksiyoncularla görüşerek kolleksiyonlarını zenginleştirmelerine bu isim veriliyor. Müzik ve oyuncak endüstrisi bu trendden en fazla yararlanan işkollarının arasında.
“ANTI-TREND” TREND: Toplumda moda olan her trend akımına karşı başlatılan hareket. Bu trendi benimseyenler, yaygınlaşan her davranış tarzı ile değer yargısına karşı çıkmaktadırlar.
“NON PLUS ULTRA”ya da PAZARLAMA İÇİN LATİNCE’ DEN DAHA İYİ BİR DİL YOK …
Reklamcıların en çok kullandıkları dil İngilizce ise, ikinci en çok kullanılan dil de Latince’ dir. Bir çok latince kelime, kullandığımız ürünlere markalık yapmaktadır. Örneğin bilgisayar markası ACER, latince “Sivri” anlamına gelmektedir. Araba kiralama şirketi AVIS‘ in anlamı “Kuş”… “Taç” anlamına gelen CORONA kelimesi de bir otomobil modelinin ismi olarak kullanılıyor. Kırtasıye ürünlerine marka olan FABER sözcüğünün anlamı “Usta, işçi”. Fotokopi teknolojisinin yaratıcısı XEROX firması’ nın adı da latince “Kuru” anlamına gelen Xeros’ dan türetilmiş. Deterjan markası DIXI‘ nin kelime anlamı da “Böyle buyurdum !”.
Latince kökenli bir çok kelime günlük hayatta sıklıkla karşımıza çıkmakta. Örneğin Atrium, Arena, Campus (asıl anlamı tarla, düzlük ama bizde üniversite kampüsü olarak kullanılıyor), Forum gibi kelimeler batılı imaj yaratmak için sıklıkla kullanılıyor.
Antik dünyanın Seneca, Horaz ve Cicero gibi bilgelerinin eski yunanca ya da latince dile getirdikleri kimi bilgece sözler ve o dönemin edebiyat eserlerinden alınan ilginç sloganlar da, zaman zaman reklam endüstrisinde kullanılmaktadır. Antik olimpiyatların sembolü olan CITIUS, ALTIUS, FORTIUS (Daha hızlı, daha yükseğe, daha ileri) sözcükleri, Sezar’ ın ünlü VENI, VIDI, VICI (Geldim, gördüm, yendim) cümlesi, CARPE DIEM (Günü Yaşa) felsefesi ve benzeri bir çok deyim, daha önceleri reklamlarda karşımıza çıktılar. Hatta Sezen Aksu’ nun eski kasetlerinden birine de EX ORIENTE LUX (Işık doğudan yükselir) ismi verilmişti.
Ajansların yaratıcı bölümlerinde çalışanlara ve pazarlama alanında faaliyet gösterenlere yararı olur inancıyla, seçilmiş bazı latince deyimleri aşağıda özetliyoruz.
- AD INFINITUM : “Sonsuza dek…”
- BEATI POSSIDENTES : “Sahip olanlara ne mutlu…”
- DIES FAUSTUS : “Şanslı gün”
- DONUM MAGNI PRETİİ : “Değerli bir armağan”
- IN CONTINUO : “Hiç durmadan…”
- IN OPTIMA FORMA : “En iyi halinde…” veya “En iyi durumda“
- NON PLUS ULTRA : “Daha iyisi yok”
- AD MULTOS ANNOS : “Nice Yıllara !“
- BARBA NON FACIT PHILOSOPHUM : “Yalnız başına sakal, insanı filozof yapmaz“
(Traş ürünleri için kullanılması ne kadar ilginç olurdu…)
- CARPE DIEM : “Günü Yaşa !”
- CORVUS ALBUS : “Beyaz karga”
(Seyrek bulunan şeyler için kullanılan bir deyim)
- CRESCENTEM SEQUITUR CURA PECUNIAM : “Artan para dert yaratır”
(Bankacılık endüstrisinin aklında bulunsun)
- DEUS EX MACHINA : “Tanrısal makina”
(Lüks otomobiller için ideal bir slogan)
- E PLURIBUS UNUM : “Birçoğunun birleşmesiyle tek vücut”
(Gerçi A.B.D.’ nin eyaletlerinin sloganı, ama başka konularda da kullanılabilir)
- ERRARE HUMANUM EST : “Beşer şaşar” yani “Hata yapmak insana mahsustur“
(Bu ve bundan sonraki iki deyim bana TippEx türü ürünleri hatırlattı)
- LAPSUS CALAMI : “Yazım hatası“
- MACULAM DELERE : “Bir hatayı düzeltmek“
- EXPECTATIONEM OMNIUM VINCERE : “Bütün beklentilerin üzerinde”
- FACTA, NON VERBA PENDUNTUR : “Lafa değil, işe bakılır.”
- FORTES FORTUNA ADIUVAT : “Talih cesurlardan yanadır…”
(Milli Piyango’ ya uygun olmaz mı?)
- HOMO FABER : “Alet kullanan insan”
- IN PURIS NATURALIBUS : “En doğal haliyle…”
Gıda ürünleri üreticilerinin dikkatine…)
- IN SALVO : “Güvenle…”
- IN VINO VERITAS : Gerçek şarapta gizlidir”
(Şarap endüstrisi bu deyimi mutlaka biliyordur)
- MANUS MANUM LAVAT : “Bir el diğer eli yıkar”
(Sabun tanıtımı için ideal)
- MODUS VIVENDI : “Yaşam tarzı”
- NOMEN CELEBRE : “Ünlü bir isim”
- NOSCE TE IPSUM : “Kendini tanı !”
- NUDA VERITAS : “Bütün çıplaklığıyla gerçek…”
(Bana bikini reklamlarını çağrıştırdı…)
- OMNIS CURAE EXPERS : “Tüm kaygılarından arınmış olarak…”
- PATET OMNIBUS VERITAS : “Gerçeğe herkes ulaşabilir”
(Internet erişimi sağlayanlar için ideal bir slogan)
- PERPETUUM MOBILE : “Enerjiye gereksinim duymadan çalışan”
- POST NUBILA PHOEBUS : “Bulutlardan sonra güneş“
(Tatil köyleri ve oteller için ideal)
- PRIMO LOCO : “En önde” veya “Birinci sırada”
- PRIMUS INTER PARES : “Eşitler arasında birinci…”
- PRO HOMO NOVUS : “Yeni bir insan için”
- QUAE NOCENT DOCENT : “Hasarlar insanı akıllandırır” veya “Bir musibet bin nasihatten iyidir.”
(Sigorta şirketlerinin reklamlarına yakışacak bir slogan)
- SATIS SUPERQUE : “Gereğinden de fazla…”
- SITIS LIBERTATIS : “Özgürlük Arzusu”
- SUB DİVO : “Gökyüzünün altında”
(Benim aklıma üstü açık otomobil reklamları geldi)
- SUMMA CUM LAUDE : “İftiharla” veya “En büyük övgülerle”
- TEMPORA MUTANTUR : “Zaman değişmekte…”
- TOLLE, LEGE ! : “Al ve oku !”
(Tipik bir gazete reklamı)
- ULTIMA EXPERIRI : “İmkansızı istemek”
- UNUS PRO MULTIS : “Biri, herkes için”
- UTILE DULCI : “Hem faydalı, hem estetik”
- VALE !: “İyi yaşa” veya “Nurol”
- VARIATIO DELECTAT : “Değişiklik mutluluk verir” veya “Tebdili mekanda ferahlık vardır“
- VIRIBUS UNITIS : “Birleşik güç”
- VITA BEATA : “Mutlu Yaşam”
- VITAE CULTUS : “Medeniyet”





